Ülkemizde 2011 yılı başında belirlenen rakamlara göre kredi kartı sayısı 44 milyon adedi geçmiş durumda ve her yıl kredi kartlarından alınan yıllık kart aidat ücretleri 20 – 50 Tl arasında bankalar tarafından alınarak tüketicilerin cebini yakmaya devam ediyor.
Kredi kartı aidatlarından bunalan tüketiciye BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’den sonra bir müjde de Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürü İsmail Kalender’den geldi. Kalender, kredi kartı aidatı ödemek istemeyenlerin ‘Tüketici Hakem Heyetlerine’ gitmesinin yeterli olacağını söyledi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, önceki gün tüketicilere, kredi kartı alırken sözleşmenin sonuna ‘kredi kartı kullanım bedeli ödemeyeceğim’ notu düşmelerini tavsiye etmişti ..
Bir diğer tüketicilerden alınan ücret ise yıllık hesap işletim ücreti ;
Peki yıllık hesap işletim ücretini bankanızdan nasıl geri alabileceğinizi biliyor musunuz? Bu konuda hakkında sizlere kısa bir bilgi vermek isteriz.
İlk önce Bankadan İade İstemelisiniz : Hesabınızdan “Hesap İşletim ücreti” vb bir isimle kesinti yapıldığını farkettikten sonra en kısa sürede aşağıdaki itiraz dilekçesini doldurarak iadeli taahütlü posta ile PTT’den banka’ya göndermelisiniz. Bankaya gönderilecek olan DİLEKÇE’yi indirmek için buraya tıklayınız.
Paranız İade Edilmesse TSHH’e Başvurmalısınız : Tahsil edilen haksız ücret size 30 gün içinde iade edilmez ise ikamet ettiğiniz ilçenin Kaymakamlık binasında bulunan Tüketici Sorunları Hakem Heyetine aşağıdaki dilekçe ile başvurunuzu ücretsiz olarak yapınız. TSHH’ye iletilecek DİLEKÇE’yi indirmek için buraya tıklayınız.
Dilekçenize aşağıdaki kararlarında çıktısını alarak ekleyiniz.
Banka Hesap İşlem ücreti İade Kararı
Banka Hesap İşlem ücreti İadesi Yönünde Tüketici Mahkemesi Onama Kararı
Eski bakanlardan Durmuş, domuz gribi aşıları için tüyler ürpertici bir iddia ortaya attı.
Sağlık eski Bakanı Osman Durmuş, domuz gribi aşısıyla tüyler ürpertici bir iddiayı gündeme taşıdı. Durmuş, Hıfzısıhha’da kobaylar üzerinde denenen domuz aşılarının bozuk olduğunu, kalp, akciğer ve karaciğere zarar verdiğini söyleyerek, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “Devlet Denetleme Kurulu’nu harekete geçirin” çağrısı yaptı.
Durmuş, kobaylar üzerinde yapılan testlerde, aşının karaciğerde, akciğerde ve kalp kaslarında hasara neden olduğu belirlendiğini ileri sürüdü. Hıfzıssıha tarafından kobaylarla ilgili örneklerin Tarım Bakanlığı Etlik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü’ne gönderildiğini belirten Durmuş, bununla ilgili raporu da gösterdi. MHP’li Durmuş’un gösterdiği rapor, 18.11.2009 tarihini taşıyor. Sonuçlar bölümünde, “Patoloji laboratuvarı 1 nolu numanede karaciğerde paramde dejenerasyon ve pasif konjesyon, akciğerde konjesyon ve peribronşial cuffing tespit edilmiştir….2 nolu numunede karaciğerde parakimde dejenerasyon ve konjesyon, kalp kasında konjesyon, akciğerde şiddetli peribronşial cuffing tespit edilmiştir” deniliyor.
Osman Durmuş, bu ifadelerde karaciğer, akciğer ve kalbin etkilendiğinin ortaya konulduğunu, bu rapor üzerine Hıfzzısıhha’nın da ‘Aşılar kullanılamaz’ diyerek bakanlığı uyardığını ifade vurguladı.
Kaynak : MyNet
İbadetlerin bir hedefi de,insanı ruhen ve bedenen sağlam tutmak,ruhi ve bedeni hastalıklara karşı korumak;hatta malının sağlığını bile korumaktır.Çünkü namaz gibi ibadet ve yıkanmayı Ön şart kabul etmekle beden temizliğine,özellikle namaz,oruç ve hac insanın ruhi temizliğe vasıtasıdır.
Genelde bazı hastalıklar vardır ki,sebebi mikrobiktir,insanın cismine arız olur.Bazı hastalıklar da vardır ki,sebebi mikrobik değildir,yani ruhidir,insanın ruhi fonksiyonlarına ve yaşantısına arız olur.Fakat bununla beraber arasında kesin bir kategorik bir ayrım olmadığından ,bedeni bir hastalık,bazen ruhi yaşantıyı da hasta ettiği gibi,ruhi bir hastalık bazen bedeni de etkileyebilir.O halde tam sağlıklı bir kişilik için hem bedeni hem de ruhu dengeli bir şekilde sağlıklı tutmak gerekir.İslam,namaz ve diğer ibadet sistemiyle her türlü hastalığa karşı hem koruyucu bir hekimlik ,hem de iyileştirici etkin bir ilaçtır.
Devamını okumak için buraya veya başlığa tıklayınız. »
Sağlıkçılar, Sağlık Bakanlığı uygulamalarını protesto ederek, önlüklerini bakanlık bahçesini çevreleyen demirlere astı.
Bilim insanları, yeşil çayda bulunan bir maddenin sindirildikten sonra parçalanarak vücudu demanstan koruduğunu, kanser hücrelerinin büyümesini önlendiğini belirledi.
İngiliz bilim insanları, yeşil çayda bulunan bir maddenin sindirildikten sonra kişinin beyin hücrelerini koruyarak demansa karşı bir barikat oluşturduğunu tespit etti. Phytomedicine adlı dergide yayınlanan araştırmanın sonuçlarına göre, polifenoller sindirildikleri zaman parçalara ayrılıyor. Bu da vücutta daha güçlü bir koruyucu etki yapıyor. Newcastle Üniversitesi`nde yürütülen araştırmanın şefi Prof. Dr. Ed Okello, yeşil çay sindirildiği zaman ortaya çıkan kimyasal maddelerin, Alzheimer`ın ana tetikleyicilerine karşı daha etkili olduğunu gözlemlediklerini ifade etti. Okello, bunun ayrıca kanser hücrelerini büyük ölçüde durduğunu kaydetti.
Bugünkü teknoloji ile ancak milyarda bir kanserli hücre tespiti yapılabilirken, ABD’nin Boston şehrinden inanılması zor bir haber geldi. Habere göre yeni kanser testinde vücutta tek bir kanserli hücre dahi olsa tespiti mümkün olacak.
Harvard Üniversitesi tıbbi araştırmalar birimi tarafından geliştirilen kan testi sayesinde kanser ile mücadele de yeni bir devrim açacağını savunan buluş sahipleri, bu yeni testin üç ya da beş sene içinde piyasada olacağını dile getirdi.
Osteoporozun daha çok kadınları etkileyen bir hastalık olduğu biliniyor. Ama yaş ilerledikçe ve özellikle 70 yaş sonrasında erkekler de risk altında. Oluşan kırıklar sonucunda hastaların yüzde 20`si hayatını kaybediyor.
Halk arasında sadece kadınların hastalığı olarak bilinen osteoporoz (kemik erimesi), uzayan yaşam süresiyle birlikte erkekleri de tehdit ediyor. Bir zamanlar sadece menopoz dönemindeki kadınları etkileyen bir hastalık olarak bilinen osteoporoz, günümüzde erkeklerin de önemli bir sorunu olarak karşımıza çıkıyor. 70 yaş üstü erkek ve kadınlarda görülme riski eşitlenen hastalıkla mücadelede beslenme ve egzersiz büyük önem taşıyor. Gençlik ve yaşlılık dönemleri arasında görülen boy farkı ise hastalığın en önemli belirtilerinden biri.
Osteoporoz, omur, kalça ve bileklerde kırık ile ortaya çıkıyor. Hastalığın tedavisinde ilaçların yanı sıra yaşam tarzına yönelik düzenlemelerin de önemli bir yeri bulunuyor. Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, `Osteoporoz, vücudumuzdaki tüm kemikleri etkileyen sistemik bir hastalık. Sertlikleri azalınca kemikler zayıf ve kırılabilir hale geliyor. Kemik kırılganlığındaki bu artışa osteoporoz deniyor.` diyor. Akı`nın verdiği bilgiye göre, daha çok kalça ve omur kırığı olarak görülen bu durumda hastaların yüzde 20`si bir yıl içinde hayatını kaybediyor. Yüzde 30`dan fazlası da sakat kalıyor.
Hastalık yüzde 80 oranında menopoz sonrası kadınlarda görülse de, erkek osteoporozunda da ciddi oranda artış yaşanıyor. Prof. Dr. Semih Akı, `ABD`de 50 yaşın üstünde kalça, omur veya el bileği kırık riski kadınlarda yüzde 40, erkeklerde ise yüzde 13 olarak hesaplanıyor. Kemik kayıp hızı, erkeklerde 70 yaş üzerine gelindiğinde kadınlarla eşit hale geliyor.` açıklamasını yapıyor.
Hastalığın belirtileri nasıl ortaya çıkıyor?
Belirtiler; omur, kalça, el bileği ve diğer kemiklerde görülen kırıklar, ani ve şiddetli bel veya sırt ağrısı, boy kısalması ve kamburluk, karın ve göğüs boşluğunda daralma, vücut imajının bozulması olarak sıralanıyor. Hastalık, psikolojik sonuçlar da doğurabiliyor.
Nasıl bir tedavi yöntemi izleniyor?
Öncelikle kemiklerin korunmasına önem veriliyor. Bunun için sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, yeterli kalsiyum ve D vitamini almak gerekiyor. Tedavi için de kemik mineral yoğunluğunu koruyacak, hatta artıracak ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçlar hap şeklinde, ağızdan kullanılabileceği gibi, yıllık enjeksiyonlar şeklinde de kullanılabiliyor. Bunların yanı sıra hastadan günlük aktivitesini artırması, yaşam kalitesini yükseltmesi de isteniyor.
Zaman http://www.zaman.com.tr
Aile Hekimi merkezinden bir doktor bilgisayarlarda sistem kurulmadığından hastası olup olmadığını bilmeden gelenlere baktığını, özel bir eğitimden geçmediklerini, pek çok bilinmezlik yaşadıklarını anlatıyor.
Sağlıkta Dönüşüm programı kapsamında İstanbul’da 1 Kasım’dan itibaren uygulamaya giren Aile Hekimliği sistemiyle birlikte hastalar doktorlarına doktorlar da hastalarına ulaşmaya çalışıyor.
Sistemle ilgili merak edilenleri yanıtlayan bir aile hekimi “Bilgisayarlarda henüz sistem bile kurulmadı. Dolayısıyla hangi hastanın bize bağlı olduğuna da bakamıyoruz” diyor.
Konuştuğumuz sırada odaya, önce eşi için ilaç yazdırmak isteyen bir hasta ardından da çocuğunun öksürüğünden endişe eden bir baba girdi. Hastaların tedavisinin ardından doktor, “Bugün gelen hastalara baktım ama o hastalar benim hastam mı bilmiyorum” dedi.
20`li yaşların başından itibaren, beyin nöron kaybetmeye başlıyor ve vücut beynin elverişli olarak çalışması için gerekli olan kimyasalları daha az üretmeye başlıyor. İyi ki, bu süreci yavaşlatmak için yapabileceğiniz birçok şey var. İşte hafızanızı keskin tutmanız için bazı öneriler:
1. Sağlıklı yemekler tüketin: Dengeli beslenme sadece vücudunuz için önemli değildir. Aynı zamanda beyniniz ve hafızanız için de gereklidir. Amerikan Nöroloji Akademisi`ne göre, çilek, portakal, ıspanak, havuç, domates, brokoli ve yer elması gibi antioksidan bakımından zengin olan meyve ve sebzeleri tüketmek felç riskini yüzde 11 oranında azaltıyor.
Başka bir araştırma ise yaban mersini, kızılcık ve üzümdeki antioksidanlar ve polifenollerin diğer insanlarla iletişim için gerekli olan beyin hücrelerinin yeteneğini geliştirdiğini ve beynin yaralanmalardan kolayca etkilenmesini önlediğini gösteriyor.
Meyve ve sebzelere ilave olarak, niasin ve folik asit gibi B vitaminleri ile zerdaçalın aktif maddesi curcumin gibi elementler hafıza kaybını önlemeye yardımcı oluyor, Alzheimer hastalığı oluşma riskini azaltıyor.
2. Egzersiz yapın: Kaslarımızın şeklini korumak için egzersiz yapmalısınız. Fakat, egzersizin zihninize de faydası olduğunu biliyor muydunuz?
Kardiyovasküler egzersiz hafıza kaybını önlemeye yardım ediyor. Doktorlar bu egzersizin beyne giden kan dolaşımını düzenlediğini ve yaşlanmaya bağlı beyin dokularının kaybını azalttığını düşünüyorlar. Beyin taraması çalışmaları fiziksel olarak egzersiz yapan yaşlı erkeklerin gri maddelerinin (Beyin iki yarım küreden oluşur, bu yarım küreler gri bir maddeyle kaplıdır. Bu gri maddenin diğer adı kortekstir. İnsan davranışlarını kontrol eder, öğrenme, hatırlama, düşünme gibi fonksiyonları ifade eder) yapmayanlardan daha iyi olduğunu gösterdi.
Okullar açıldığı zaman velileri tatlı bir telaşe sarar. Bu telaşenin altında hem çocuğun geleceğiyle ilgili planlar, ümitler hem sorumluluktan doğan korkular vardır. Günümüzde, ebeveynler ve öğretmenler, öğrencilerin niçin her geçen gün okula ve derslerine daha az ilgili göründüklerini anlamak için çaba sarf ediyor.
Ancak, çocukların eğitimi konusunda bazı anne-babaların yaptığı tek şey ise karne zamanında görüşlerini ileri sürmektir. Oysa karne zamanı gelmeden de yapabileceklerimiz vardır. Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne-babanın, onu yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür. Okullar eğitim kurumlarıdır, ancak okula başlamakla, anne-babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Genel anlamda eğitim, evde ve okulda ortaklaşa yürütülür. Bu nedenle anne-baba, imkânlar ölçüsünde çocuğu öğretim hayatında da takip etmelidir.
Günümüzde, çocukların okul başarıları, tesadüfe bırakılamayacak kadar önem kazanmıştır. Çok değil, yaklaşık elli yıl öncesi, anne-babaların görevi, basitçe, çocuğu okul için hazırlamak, onu okula götürmek, devamlarını kontrol etmek ve ödevlerin düzenli olarak yapılmasını sağlamaktı. Öğretmenlerin görevi de öğrenciye bilgiyi sunmak ve alıştırmalarda onlara yardımcı olmaktı. Bunlar, artık yeterli görünmüyor. Bunun iki sebebi olduğunu söyleyebiliriz: Biri, öğrencilerde derslere karşı ilgisizlik ve çalışma isteksizliği; diğeri hayatta başarılı iş ve kariyer sahibi olmanın güçleşmesidir. İşte bu nedenle, anne-babalar ve eğitimciler olarak, öğrencilerin akademik başarılarını sağlamak için yeni yöntemler geliştirmek zorundayız.
Öğrencilerin ilgisizlik ve isteksizliğine, güdülenme (motivasyon) eksikliği diyoruz. Güdüleme, kişiyi istekli hâle getirmek eski deyişle şevklendirmek; güdülenme de bir işi zevkle istekle yapmak demektir. İçsel ve dışsal olmak üzere iki tür güdülenmeden bahsedebiliriz. Dışsal güdülenme, ödüller, hediyeler, notlar, diğerlerinden daha iyisini yapma isteği gibi dış etkenlerden kaynaklanır. İçsel güdülenme, kişinin içinden gelir. Okulda öğrenmeye istekli, evde ödevlerini zevkle yapan öğrenci yüksek derecede güdülenmiş demektir.
* Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Kontrol edin, baskı kurmayın
Ebeveynler, okul başarısı için, öncelikle çocukları için sağlıklı bir ortam ve çevre sağlamalı ve en önemlisi iyi örnek olmalıdır.
Çocuğun sağlık durumu ile yakından ilgilenilmelidir. Çocuğun temizliğine ve kılık kıyafetine özen gösterilmelidir. Çocuğun düzenli beslenmesi ve uyumasına dikkat edilmelidir.
Çocuğun, erken yatıp erken kalkmasına özen göstermeli; sabah kahvaltısı yaptırmadan çocukları asla okula göndermemelidir.
Öğretmenlerle sıkı bir işbirliği kurulmalıdır. Okula gidersem para alırlar diye toplantılara gitmemezlik yapılmamalıdır.
Her istediği yapılan, her istediği alınan çocuk, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmamaya başlar. Çocuğa yeteri kadar harçlık verilmelidir. Harçlığı, önce günlük, sonra haftalık olarak verilebilir.
Okul dışındaki arkadaşları kontrol edilmelidir. Sigara ve uyuşturucu kullanımından uzak kalması sağlanmalıdır.
Çocuklar kardeşleri veya başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. Çocuk sık sık ve olur olmaz her yerde eleştirilmemelidir.
Televizyon seyretmede çocuğa seçici olma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Televizyona sınırlama getirilmelidir.
Çocuğun evde ders çalışması kontrol edilmelidir. Çocuklara nasıl ders çalışılacağı öğretilmelidir. Kendimiz televizyon seyrederken, çocuğa git öbür odada ders çalış dememizin hiçbir faydası yoktur.
2010-09-21 Zaman http://www.zaman.com.tr
Forum, Sohbet, Radyo | Net Alemi | Termal | | Urfa Haber | |